PostHeaderIcon Hz.SÜLEYMAN(A.S.)-7:PEYGAMBERLİği,TEBLİĞİ VE MUCİSELERİNİN MASALLAŞTIRILMASI(3)

hzsuyleyman1 Hz.SÜLEYMAN(A.S.) 7:PEYGAMBERLİği,TEBLİĞİ VE MUCİSELERİNİN MASALLAŞTIRILMASI(3)

Canlarım bugün Peygamberler tarihi dizimizde Hz. Süleyman ile (şimdilik)son kez devam ediyoruz.Haftaya inşaallah yeni bir peygamberin hayatı ile birlikte olacağız.Hz. Süleyman (A.S.) kıssası ile ilgili sayılamayacak kadar uydurma rivâyetler vardır. Bunların tümünü nakletmek belki yüzlerce sayfalık roman kaleme almak olacaktır. Başka bir örnek daha verelim ve bazı masalcıların uydurduklarını sahâbenin ileri gelenlerinin rivâyeti olarak sunarak, bir taşla birkaç kuş birden vurduklarını veya onları da akılsız ve dini bilmeyen veya bildiği halde hurâfelere sarılan, vahye ters düşen kişiler gibi gösterdiklerini belirtmiş olalım:

İbn Abbas, Hz. Ali, Said İbnu’l Müseyyeb ve Zeyd bin Eslem gibi kişilerden rivâyete göre Hz. Süleyman, yüzüğünü parmağına takınca şeytanlar, cinler, insanlar, kuşlar, vahşi hayvanlar ve rüzgâr hemen kendisine gelip baş eğdiler. Bir gün, nasılsa Süleyman (a.s.)’dan yüzüğü almış (çalmış) olan şeytan da kaçıp deryanın ortasındaki bir adaya sığındı. Hz. Süleyman onu yakalatmak gayesiyle emrine âmâde olan diğer şeytanları gönderdi. Şeytanlar “biz onu yakalayamayız, yalnız haftada bir gün adada mevcut bir kaynağa su içmeye gelir. İşte o vakit sarhoş ederek yakalamak mümkündür” dediler. Süleyman (a.s.) pınarın suyunu boşalttırıp yerine şarap koydurdu. Şeytan belli gününde pınara geldi; baktı ki şarap akıyor. “Vallahi ben biliyorum ki sen güzel ve hoş bir içkisin; lâkin içilince yumuşak huylunun aklını başından alır, hırçınlaştırırsın; câhilin de cehâletini artırırsın” dedi. Bir hayli gezip dolaştıktan sonra tekrar geldi ve yine aynı şeyleri söyledi. Çok susamış olduğu için eğilip içti ve sarhoş oldu. İşte tam bu sırada kendisine Hz. Süleyman’ın yüzüğü gösterildi. Yüzüğü görünce “başüstüne!” deyip boyun eğdi. Hz. Süleyman’a getirdiler. Hz. Süleyman onu bağlattırıp bir dağa sürgün etti. Rivâyete görü sürgün yeri “Cebelü’d-Duhan (Duman Dağı)’dır. Ve yine rivâyete göre, bu dünyada görülen duman ve sisler bu şeytanın nefesidir; dağlardan çıkan sular da idrarı (küçük abdesti)dir. İsmi Âsaf ve Habkık olarak bildirilen bu şeytanın yakalandıktan sonra demir bir sandığa konulup kapağının kilitlendiği ve mühürlenip denize atıldığı ve kıyâmete kadar denizde kalacağı söylenmiştir (en-Nesâî, Tefsir; Taberî, Tarih; ez-Zemahşerî, Tefsir; Kurtubî, Tefsir; İbn Kesir, Tefsir).

Hz. Süleyman’ın yüzüğünün şeytanın eline geçmesi ve muayyen müddet için mülkünde tasarruftan menedilmesi yolundaki rivâyetleri tamamlar nitelikte olan bu rivâyet de itimada şâyân değildir. Eğer rivâyetin İbn Abbas ve Hz. Ali gibi kişilere ait oluşu doğru ise (ki böyle kabul etmek, onları tanımamaktır), bunlar, haberi ehl-i kitaptan almışlar demektir. Ehl-i kitap da besbellidir ki, Hz. Süleyman’a yalan nisbet ediyorlar (İbn Kesir, Tefsir). Her ne kadar İbn Cerîr et-Taberî bu rivâyetlerden bazısını kuvvetli bir isnadla Nesâî tarafından tahriç edildiği gerekçesiyle takviyeye taraftar ise de buna da itibar edilmez. Zira bu gibi mühim konularda sadece senedin kuvvetli olması yeterli değildir (el-Kasımî, Tefsir). Hadisin muhtevâsını da düşünmek gerekir.

paysage maroc 651 Hz.SÜLEYMAN(A.S.) 7:PEYGAMBERLİği,TEBLİĞİ VE MUCİSELERİNİN MASALLAŞTIRILMASI(3)

İmam Müslim’in Sahih’inde bulunan ve Abdullah bin Amr’dan rivâyet edilen bir hadiste, denizlerde hapsedilmiş ve Hz. Süleyman’ca bağlanmış birtakım şeytanların mevcûdiyetinden bahsedilmiştir ki (Müslim, Mukaddime 4; en-Nevevî, Müslim Şerhi I/79-80) bu hadisin isrâilî bir haber olduğu kuvvetle tahmin edilmektedir. Sonuç olarak söylemek gerekirse, Hz. Süleyman’ın ne gaye ile olursa olsun, bir veya müteaddit şeytanları bağladığı ve onları deryaya hapsettiği yolundaki haberler –Müslim’in Sahih’inde yer alan bir hadise rağmen- asılsızdır; kabule şâyan değildir. (7)

Kubbe ve Süleyman: Vehb bin Münebbih’in anlattığına göre, gökte geçen seyahatlerinden birinde Hz. Süleyman’ın yolu bir sahile uğramıştı. Denizin iri dalgalarına bakarken deryanın tabanını merak etti. Havâî bineğinden inip yere tahtına oturdu. Sonra dalgıçların başkanını çağırıp: “Bana yüz dalgıç seç” dedi. Seçimden sonra “bunların içinden 30’unu seç” dedi. Daha sonra, 30’dan 10; 10’dan da 3 kişi seçtirdi. Bunlardan birine: “Denize dal ve bana dibinden haber getir” emrini verdi. Dalgıç geri döndüğü zaman, neler gördüğünü sordu. O da dalgalar, balıklar ve büyük bir sultandan gayri nesne görmediğini ve sultanla arasında geçen konuşmayı anlattı. Dalgıcın Hz. Süleyman’dan aldığı emri dinleyen sultan, Hz. Süleyman’a selâm göndermiş ve 40 yıldan beri bu denizin dibini keşf için müteaddit defalar teşebbüsler yapıldığını ve fakat hiç birinin muvaffak olmadığını, bu teşebbüs sahiplerinden birinin düşürdüğü keserin 40 yıldır tabana doğru gittiği halde henüz dibe ulaşmadığını söylemiş. Dalgıç gelip bunları Hz. Süleyman’a anlattı ve Hz. Süleyman dinlediklerinden hayrete düştü.

Vehb’in ifadesine göre Hz. Süleyman deniz kenarında iken dalgaların arasında bir kubbe gördü. Dalgıçlara emir verip getirtti. Kubbe sahile konunca, ikişer kanatlı iki kapı açıldı ve içinden sütten daha beyaz giysili, başından sular damlayan bir genç çıktı. Genci Hz. Süleyman’ın huzuruna getirdiler. Hz. Süleyman ona cinlerden mi, insanlardan mı olduğunu sordu.

manzara dua2 Hz.SÜLEYMAN(A.S.) 7:PEYGAMBERLİği,TEBLİĞİ VE MUCİSELERİNİN MASALLAŞTIRILMASI(3)

O, insanlardan olduğunu söyledi ve mâcerasını şöyle hikâye etti:

“Benim yaşlı bir annem vardı. Ben ona yedirir, içirirdim. Ve gerekli hiçbir hizmetini ihmal etmezdim. Öleceğine yakın bana duâ etmesini istedim. Başını göklere çevirdi ve: ‘Yâ Rab, oğlumun bana nasıl iyilik ettiğini biliyorsun. İblis ve avanesinin tasallutundan uzak bir yerde ona ibâdet etmeyi lutfet, dedi ve öldü. Kendisini defnettikten sonra bir gün buraya geldim ve bu kubbe ile karşılaştım. İçine girmeyi arzu ettim. Girince de kapıları kapandı ve dalgalar deryaya sürükledi” dedi. Hz. Süleyman, yiyecek ve içeceğinin nereden geldiğini sordu. O da: “gece vakti olup karanlık basınca beyaz bir kuş gagasıyla beyaz bir şey getirir ve bırakır. Onu yiyince doyarım” cevabını verdi. Gece ve gündüzü nasıl bildiği yolundaki bir soruya da, “kubbede beyaz ve siyah iki ip bulunduğunu, beyazın beyazlığı artınca gündüz; siyahın siyahlığı artınca da gece olduğunu anlarım” dedi ve gene yerine çekilip gitti.

Vehb bin Münebbih’in hayalhanesinde imal ettiği bu hikâyeleri sağlam bir zemine oturtmak ve sıhhatlerini garanti etmek imkânsızdır. Bitmez tükenmez bir mesai ile hurâfeleri müslümanlar arasında yayan bu zâta ve onunla aynı paralelde çalışan Kâ’bu’l-Ahbar’a hayret etmemek mümkün değildir. (8)

Belkıs’ın Tırnağı: Kur’an’ın bildirdiğine göre Hz. Süleyman, Belkıs’ı sırçadan mâmul mücellâ bir köşkte karşıladı. Köşkün avlusu da yine cam gibi parlaktı. Köşke giden bu meydana varınca Belkıs onun parlaklığını su sandı ve ıslanmasın diye eteklerini topladı. Hz. Süleyman “O sırçadan döşenmiş mücellâ bir meydandır” (27/Neml, 44) diyerek Belkıs’ı uyardı. Manzaradan son derece etkilenen Belkıs, kendi kendini kınadı ve Allah’a teslimiyetini belirtti (27/Neml, 44).

haziran18res3 Hz.SÜLEYMAN(A.S.) 7:PEYGAMBERLİği,TEBLİĞİ VE MUCİSELERİNİN MASALLAŞTIRILMASI(3)

Bazı eserler, bu köşkün niçin yapıldığını izah sadedinde değişik rivâyetler kaydederler ki, bunların ortak noktasına göre, Hz. Süleyman’ın anası peri kızı olan Belkıs’la evlenebileceğinden endişe eden ve evlenmeleri halinde esârette devamlı kalacaklarından korkan şeytanlar, onu var güçleriyle Hz. Süleyman’ın gözünden düşürmek ve evlenmelerine engel olmak için gayret sarfederler. Ayağının merkep ayağına benzediğini sansasyonel bir haber niteliğinde yayarlar. Hz. Süleyman köşkün meydanının girişine büyük bir havuz yaptırıp içine balık ve kurbağaya kadar deniz hayvanları koydurur. Bunu gören Belkıs da paçalarını sıvar. Kadının ayaklarını bu fırsattan istifade ile gören Hz. Süleyman onları son derece güzel ve fakat biraz kıllıca bulur. Kraliçenin ayağının kıllı olmasını bekârlığına bağlayan râvîler hemen Hz. Süleyman’ın bu kılların izâlesi için çare sormasına, şeytanlar usturayı salık verirler. “Ustura kadının bacaklarını keser” gerekçesiyle râzı olmayan Hz. Süleyman’a şeytanlar hamam otunu icad ederler (Taberî, Tefsir; Bağavî, Tefsir; ez-Zemahşerî, Tefsir; İbn Kesir, el-Bidâye).

İş bu kadarla da kalmaz. Mü’minlerin annesine de, mü’min evlâtlara yakışmayacak çağrışımlarda bulundurulur. Bazı haberlere göre Hz. Peygamber, Belkıs’ın bacakları itibarıyla dünya kadınlarının en güzeli olduğunu ve Cennette Hz. Süleyman (a.s.)’ın hanımları arasında yer alacağını bildirmiştir. Hz. Âişe’nin: Onun bacakları benimkilerden de mi güzel?” tarzındaki endişe ve kıskançlık ifade eden sorusunu da: “Sen Cennette de ondan daha güzel bacaklı olacaksın” diyerek karşılık vermiştir (Kurtubî, Tefsir, 13/210). Sa’lebî’nin Ebû Mûsâ el-Eş’arî’den rivâyetine göre Hz. Peygamber, ilk hamam yaptıran ve hamamda yıkanan kişinin Hz. Süleyman olduğunu söylemiştir (aynı yer). Sabunu ilk icat edenin de keza Süleyman (a.s.) olduğu söylenmiştir

Belkıs’ın ayağının hayvan ayağına benzediği, tırnağının katır tırnağı gibi olduğu yolundaki haberler zayıftır (İbn Kesir, el-Bidâye) ve itimada şâyân değildir. Bu kadının bacaklarının kıllı olduğu, ustura ve hamam otu gibi şeyler de son derece garip ve münkerdir. Kâ’bu’l-Ahbar ve Vehb bin Münebbih gibi zevat kanalıyla ehl-i kitaptan alınmış irâiliyat makulesi şeylerdir (İbn Kesir, Tefsir). Hz. Süleyman gibi bir peygamber, bir Allah elçisi şeytanların dedikodusuna aldırmaz, onların söylentilerinin kıymetsizliğini bilir. Bunun için emek sarfederek köşk yaptırmaz. Bütün bunları bir kadının bacaklarını görmek için yapması mümkün değildir. Belkıs’ın bacaklarının Hz. Peygamber’in hadislerine konu olması ise hiç düşünülemez. Kezâ Hz. Süleyman’ın sabunu ilk icat eden (el-Âlûsi, Tefsir) ve ilk hamama giren olması da vâkıalara mutâbık değildir ve haberlerin sıhhatında “nazar” vardır (İbn Kesir, el-Bidâye).

Abdullah Aydemir’in İslâmî Kaynaklara Göre Peygamberler kitabında (s. 187-224) ayrıntılarıyla, kaynaklarıyla ve bazı eleştirileriyle görülebilecek olan bu rivâyetler, bu kadarla da bitmez. Bütün bunların Kur’an ruhuna ve selim akla ters düştüğünü gören günümüz akılcı yorumcuların bazıları, ifrattan kaçarak tefrite tutulmuşlar, Süleyman (a.s.)’a ait olan mûcizevî unsurların hepsini te’vil ederek, Kur’an’daki bu konuyla ilgili ifadelerin mecâzî olduğunu izah etmek için uğraşmışlar ve hiç kimseye verilmeyip sadece Hz. Süleyman’a verilen mülkle ilgili, direkt değilse de dolaylı yoldan inkâra gitmişlerdir. Yukarıda bu aklî yorum ve te’villere, Mevdûdî’nin eleştirel bakışıyla beraber bazı örnekler verilmişti. Bunlara bir ilâvede daha bulunalım: Ömer Rıza Doğrul’un Tanrı Buyruğu adlı tefsirine göre, Süleyman’ın dayandığı “değnek”, onun saltanatıdır. Değneğini yiyen “kurt” da oğlunun idaresizliği ve zaafıdır. “Cinler” de kendisinin emri altına giren yabancı insanlardır. Süleyman (a.s.)’ın ölümünden sonra onun saltanatına musallat olan oğlu Rehoboam, sefâhete ve zevke daldığından, onun saltanatını kemirdi, çürüttü, sonunda İsrâiloğullarına hizmet eden, boyun eğen kabileler, artık onlara boyun eğmediler. (9)

saray2 Hz.SÜLEYMAN(A.S.) 7:PEYGAMBERLİği,TEBLİĞİ VE MUCİSELERİNİN MASALLAŞTIRILMASI(3)

Şeytan, insanın merakını gıdıklayarak, gereksiz şeyleri, dünyasına da âhiretine de lâzım olmayacak detayları lüzumsuz konuları önemsettirir. Maalesef ilim adına bu gereksiz merakın kurbanı olan bazı eski müfessir ve peygamberler tarihi yazarlarımız, Kur’an’da geçen bir kelimeden yola çıkarak, merakları tatmin etmek uğruna ipe sapa gelmez nice hurâfeleri eserlerine hakikat diye geçirmişler, bunların kuyuya attığı taşları çıkarmak binlerce akıllı âlimlerin mesâisini işgal olmuş.

Müslümanlar, Kur’an’la bağlarını kaybettiklerinden, peygamber kıssalarını ibret ve örnek almak için değil; gereksiz ve uydurma ayrıntılara boğulmuş şekilde masal ve roman ihtiyaçlarına cevap bulmak için yönelmişler. Ayrıntıların tartışıldığı ve rivâyet adına her mirasa konulduğu; dolayısıyla hakla bâtılın, ilimle hurâfenin karıştığı salata olmamalı tefsir ve peygamber kıssaları. Kur’an, peygamber kıssalarında, akıl sahipleri için çok ibret vardır (12/Yûsuf, 111) buyurur. Başka bir âyette peygamber kıssalarının, kalpleri tatmin ve teskin etmek için hak ve gerçeğin bilgisi olarak ve mü’minlere de bir öğüt ve bir uyarı (11/Hûd, 120) olarak anlatıldığı vurgulanır.

Kur’an’ı okuyan, Süleyman (a.s.) kıssasını bilen halk, Hz. Süleyman gibi nice krallık kuranların gidişat ve çökmeleri hakkında sağlıklı değerlendirme yapamamış, bu konudaki sünnetullahı anlayamamış, yöneticilerin Hz. Dâvud ve Süleyman gibi ilâhî hükümle hükmeden adâleti icrâ eden kimseler olması için üzerine düşeni yapamamış, zâlim sultanlara gerekli tepki gösterememiştir.

images8 Hz.SÜLEYMAN(A.S.) 7:PEYGAMBERLİği,TEBLİĞİ VE MUCİSELERİNİN MASALLAŞTIRILMASI(3)

HZ. SÜLEYMAN’IN DUALARI

Hz. Süleyman’ın önemli özelliklerinden biri, büyük bir güç ve iktidara sahip olmasıydı. Ona birçok üstün yetenekler de verilmişti. Hz. Süleyman’a verilen bu üstün yetenekler arasında cinleri yönetmek, hatta hayvanlarla konuşmak da bulunuyordu. Hz. Süleyman’ın hayvanların konuşmalarını anlaması Kuran ayetlerinde şöyle haber verilir:

Süleyman, Davud’a mirasçı oldu ve dedi ki: “Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür.”(Neml Suresi, 16)

Kendisine verilen üstünlüklerden dolayı Allah’a şükreden Hz. Süleyman’ın duası ise şöyledir:

“… Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat.” (Neml Suresi, 19)

Allah Hz. Süleyman’a bazı özel yeteneklerin dışında büyük maddi imkanlar da sunmuştu. Hz. Süleyman da bu zenginliklere karşı O’na hep şükretmişve şöyle dua etmişti:

Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin. (Sad Suresi, 35)

Daha önceki bölümlerde dua konularının sadece şahsi ve dünyevi istekler olmaması gerektiği üzerinde durmuştuk. Hz. Süleyman’ın “hiç kimseye nasip olmayan bir mülk” istemesi de dünyevi bir istek değil, aslında ahirete yönelik bir istektir. Nitekim onun “… gerçekten ben mal sevgisini Allah’ı zikretmekten dolayı tercih ettim…” (Sad Suresi, 32) dediği ayetlerde bildirilmektedir.

Eğer bir insan elinde bulunan maddi imkanları Allah rızası için kullanıyor ve bu imkanlar onu Allah’a yakınlaştırıyor, Allah’ı anmasına vesile oluyorsa, onun dünya nimetlerini istemesi konusunda sıkıntı duymasına gerek yoktur. Çünkü artık bu nimetler onu ahirete yakınlaştıracak birer vesile haline gelmiştir.

8 Yorum “Hz.SÜLEYMAN(A.S.)-7:PEYGAMBERLİği,TEBLİĞİ VE MUCİSELERİNİN MASALLAŞTIRILMASI(3)”

  • Feyza diyor ki:

    Esselamunalakum…maşallah yine yoğun düşünceler ile bizi bizimle muhakame ediyorsunuz…Allah razı olsun….
     
    Bir damla uyku düşmez gözüme…günah bataklığına hapsolmuşum,nedir çare…pişman oldum çoğu kez ama nafile…hep esir düştüm nefsin eline…dayanmaya çalıştıkça yenildim bir hamlede…Ey Rabbim bana öyle bir tövbe ihsan et ki dönüş yolu olmasın gönlümde…bana öyle bir pişmanlık ver ki yaksın beni her zerremde…bilirim ki kalpten tövbe edip günaha dönmeyenin yeri mukaddestir Sende…

  • Feyza diyor ki:

    Sevda mektebinin acemi talebesiyim….dünya tasasından geçip bu mektebe öyle geldim…Hocam Hz.Muhammedim(sav)…Onunla Allah arasındaki sevgi ise en güzel gerçeğim…çünkü ben de Allahın Habibi  gibi toprağın özünden geldim…Muhammedin Hakka teslimiyetinde,Hakkın Habbine seslenişinde sevginin derinliğini bildim…

  • Feyza diyor ki:

    Züleyha dedi ki Yusufa:Sende bu kaçış,bende bu yangın sürdükçe bu savaştan sağ çıkan olmaz…lakin ben özümdeki nefes ile tekrar var olursam,sendeki güzellik bana aşka varmaya yol olur,aşk olmaz…

  • Feyza diyor ki:

    şimdi bir vav misali şu arzuhalim…zerre zerre elif olmak istiyor bedenim…oysa vavın duruşunda gizlenmeyi daha çok sevdim…sevdikçe gizlendim…kibrimi ve gururumu bıraktım vavın manasına erdim…ve vav halvetime bir nefes üfledi ve huzur buldu şu aczi yetim…

  • Yumak Sepeti diyor ki:

    Canım kardeşim. ne demek senin gönlünün zenginliği yanında bizimki bir zerre. Yazdığın her yorumu defalarca okuyorum. Ve sırrıne ermeye çalışıyorum. (dönüşü olamayam tövbe yolu…. Topraktan gelenin, sevgiyi özünün derinliklerinde bilmesi gerektiği….vavın duruşunda gizlenmek…..)Çok düşünmem gerek ,Feyzacım Allah elinden dilinden, gönlünden razı olsun…Rabbime emanet

  • deniz cansu diyor ki:

    CANIM TÜLİN ABLAM ALLAH C.C. SENDEN RAZI OLSUYN. HZ SÜLEYMAN A.S. Yİ İŞLEDİĞİNDEN BERİ ONUN HAKKINDA BİLMEDİĞİM ŞEYLERİ ÖĞRENDİM BİLDİĞİM ŞEYLERİ HATIRLAMIŞ OLDUM. HZ NSÜLEYMAN A.S ‘ NİN DUALARI BÖLÜMÜNÜDE MÇOK BEĞENDİM. SELEM HZ SÜLEYMAN’A VE İKİ CİHAN GÜNEŞİ PEYGAMBERİMİZE ASHABINA VE BİLDİĞİMİZ BİLMEDİĞİMİZ TÜM PEYGAMBERLERE OLSUN.

  • elif diyor ki:

    ağzına yüreğine  ellerine sağlık feyza

  • Yumak Sepeti diyor ki:

    Amin kardeşlerim . Yüce Allah sizden de razı olsun.Rabbime emanet….

Yorum Yaz

Arşivler
Giriş